”Bir yere sıkıştığını ve kaçacak bir yer olmadığını anlayan bir hayvan gibi vahşi ve nihayetsiz bir korku duydu”

Sabahattin Ali’nin benim yüreğimde çok özel ve farklı bir yeri vardır. Rahmetli annemin en çok sevdiği iki yazardan birisidi kendisi 🙂 Zaten bir insan ve yazar olarak onu sevmemi sağlayan da annemdir 🙂

İkimizin de evire çevire ve tekrar  tekrar okuduğu, ”Kürk mantolu Madonna” kitabı, evimizdeki en kıymetli eşyadır 🙂

Annemin ölmeden önce okuduğu  son kitap ise ”Başın öne eğilmesin” –Hıfzı Topuz’un, Sabahattin Ali’nin hayatına ayna tuttuğu kitap.

Gelelim, ”Yeni Dünya” kitabına…

1936- 1942 yılları arasında yazdığı öyküleri içeriyor. Hayatın ve doğanın tam ortasından, halkın içinden ve halkın ağızından anlatılan masal gibi hikayeler.

Arada bir gülümseten, ama daha çok hüzünlendiren, hatta ağlatan hikayeler. Çünkü o yıllaradaki yokluğu, yoksulluğu ve çaresizliği anlatıyor 🙁

İtiraf etmeliyim ki, ”Ayran” öyküsünü okurken içimi çeke çeke ağladım.

”Karanlıktan, yüzünü kamçılayan kar ve rüzgardan, dizlerine sıçrayan çamurdan ve duyduğu seslerden korkuyordu. Açlığı, sıska kardeşlerinin korkunç gözlerini, yorgunluğunu unutmuştu. Bir an evvel varmak, ocakta küllerin bir odun parçasıyla aydınlanan toprak dama girmek ve bir köşede saklanmak istiyordu. Ne yatmak, ne dinlenmek, sadece bir dört duvar arasında bulunmak. Bu geniş karanlıktan, bu seslerden kaçmak”.

Hele ki şu cümleden sonra, yere yatıp eşek gibi tepinmek istedim: ” Korku her tarafını bağlamıştı. Boğazına bir şeyler tıkanmıştı. Ana… Anacığım diye mırıldanmaya çalışıyordu 🙁

Bu öykünün dışında, ”İki kadın” ve Hasanboğuldu” öykülerini de çok, çok sevdim.

İddia ediyorum ki,”Hasanboğuldu” öyküsünde, ilk aşkını yaşayamayan ve kavuşamayan herkes kendinden bir şeyler bulabilir 🙂 Bu hikayeyle yakından ve uzaktan bir benzerliği olmasa da bulacaktır.

Ben fazlasıyla buldum. Hatta hikayenin içinde kayboldum 🙂 O yüzden hikayedeki Eminenin söylediği bir koşmasını paylaşmak istiyorum. Belki bir mucize olur. Türkçe bilmeyen, çook uzaklarda ve çoook gerilerde kalan ilk aşkım okur 🙂 Yaşanmasına izin verilmeyen aşkımıza bir gönderme olsun 🙂

”Uzaklardan sesini aldım; 

Çevreni derede buldum;

Nereye gittiğini bildim,

Hasanım arkandan geldim.

Sarı kahküllü, dal boylum;

Saz benizli, ayva tüylüm;

Tatlı sözlü, melek huylum,

Hasanım ardından geldim.

Köyden, obadan koğulan,

Duru sularda boğulan,

Toz köpük olup dağılan

Hasanım ardından geldim.

Sarp dağlara getirdiğim, 

Kavuşamadan yitirdiğim,

Ak kefensiz yatırdığım

Hasanım ardından geldim”.

 

 

 

Bu yazıyı beğendiniz mi? Yeni yazılarım mail adresinize gelsin!