”Yüreğimde bir şeyin, toprağını sevmiş bir tohum gibi gittikçe köklenip büyüdüğünü fark ediyorum. Aşk da ölüm gibi yaşa başa bakmıyormuş”

Bir nefeste okudum 🙂

Yüreğimi ısıttı. Beynimdeki bütün hücrelerin akışını değiştirdi. Öyle ki, evli ve çocuklu iki insanın yasak aşkını onaylayacak ve en az onlar kadar kavuşmalarına sevinebilecek hale geldim 🙂

İlk başta yanlış gibi görünen bu aşk, öyle naif, içten ve akıcı bir dille yazılmış ki, öyle ustaca kurgulanmış ki kendinizi kaptırmamanız imkansız. Farkına varmadan kendinizi kaptırıyorsunuz üstelik.

Babasının gizemli ilişkisinin, gizemli tarihi araştıran kızının peşine siz de takılıp, şifreleri çözmeye çalışıyorsunuz.

Adım adım çözerken de farkına varmadan hak vermeye başlıyorsunuz.

”Satranç notasyonundan esinlenerek, yazması kolay bir şifre uydurdum. Bu yolla bütün olayları, düşünce ve duygularımı açıkça saklamadan yazabildim”.

Çok yaratıcı, hüzünlü, uzaktan küçük şeylerle mutluluktan havalara uçan bu iki aşığın sonsuza kadar kavuşması için yardım etmek isteyecek bir duruma geliyorsunuz 🙂

Bu noktadan sonra zaten hiçbir şey yanlış gelmemeye başlıyor.

Şu cümlelere bakın:

”Can verici bir şefkatle sarıldı. Yüz şarkıya bile sığmayacak kadar zengin bir gündü”.

”Herkesin hayatta bir kez bir mucize yaşama hakkı olduğuna inanıyorum. Benim payıma düşen mucize sensin”

Bir aşk bundan daha güzel anlatılabilir mi 🙂

”Sevginin her şeyi onaran büyüsü”ne sarılan bu iki insanın aşkını yargılayamıyorsunuz. Tam tersine.

”Hayat ölüme akıyor. Doğumla ölüm arasına sıkışmış kısacık zamanımız var” diyerek, kimsenin canını acıtmadan mutlu olmaya çalışan bu iki aşığa özenmeye bile başlıyorsunuz.

Neticede, ”Aşk doğal bir afete benzer” 🙂 Gelince de hakkını vermeli 🙂

Mutlaka okuyun.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Yeni yazılarım mail adresinize gelsin!