“Sağlam bir hikaye. Önce içimi ısıttı ve gülümsetti, ama sonunda yüreğime sağlam bir yumruk indirdi. Öyle sağlam bir yumruk ki, katıla katıla ağlayasım geldi…” diye yazmışım İnstagrama filmden çıkınca…

Hikaye gerçekten de çok sağlam ?

Gerçek olaylardan yola çıkılmış olması ve oyuncu kadrosunun çoğunluğunu yöre halkının oluşturması sayesinde, insan kendini hikayenin bir parçası gibi hissetmeye başlıyor filmin daha ilk dakikasında.

Hele hele o şive var ya, o şive…

Beni daha ilk saniyede büyüleyip, içine çekti.

Ben de o 70’li yılların kasabasında, hayattaki bütün zorluklara rağmen, mutlu mesut yaşamışım gibi gelmeye başladı ?

Zaten tütün tarlaları bana pek yabancı değil…

Bulgaristanda yaşadığım yıllarda, yani çocukken ben de hemen hemen her tatilde, köyde tütün yetiştiren teyzemlere yardıma giderdim.

Gerçi biraz alerjik ve nane molla bir yapıya sahip olduğum için, ben yardım eden konumundan ziyade, gözlemleyen konumdaydım?

Belki de ö yüzden filmde en sevdiğim sahnelerin arasında, o tütün toplama sahneleri oldu?

Cem Yılmaz’a gelince…

Onun oyunculuğuna ve sinemayla ilgili yaptığı her şeye hayranım. Ama bu filmde onun oyunculuğuna bile gölgede bırakan favorim elbette ki, Adem’i canlandıran Berat Efe Parlak oldu?

İnanılmaz bir yetenek ve fazlasıyla gelecek vaat eden bir çocuk bence.

Onun her bakışı, her mimiği benim içime işledi.

O yüzden de filmin sonunda yüreğime sağlam bir yumruk yedim ve gözyaşlarımı kontrol edemedim ?

İnstagrama, ” katıla katıla ağlayasım geldi” diye yazmışım.

Ağlayasım gelmedi…

Hiç kimseye ve hiçbir şeye aldırmadan, çakıla kaldığım koltuğumda katıla katıla ağladım bir süre?

Ağladım, ama rahatladığımı söyleyemem.

Çünkü biz, Türkiye’de bu tür sahneleri seyretmeye ve yaşamaya alıştık galiba diye düşününce içim taş kesiliyor?

Sizi bilmem, ama ben galiba uzun bir süre gazoz içemeyeceğim.

Bir süre gazoz kelimesi bile bana Adem’in açlık grevini ve ölümünü hatırlatacak?

 

Bu yazıyı beğendiniz mi? Yeni yazılarım mail adresinize gelsin!