”Hayat yaşamaya değer mi bilmiyorum. Bunu ölmeden önce bilemem. Büyük olasılıkla öldükten sonra da bilemem”

Bu kitabı tevsiye üzerine okudum. Bir yazıdan, ya da kitaptan gelen tavsiye 🙂

Yazarın dilini çok sevdim. Kısa, öz, net cümleler. Satır aralarında gizli ince bir mizah. Ele alınan konularda sırıtmayan ve batmayan bir mizah. Hem gözleri nemlendiren, hem de hafiften gülümseten türden yani 🙂

”Şimdi yatakta uzanırken sabırsızlığımdan eser kalmadı. Geriye kalan azıcık yaşamımı, onunla ne apacağımı bilene kadar saklayabilmeyi isterdim. Ama olmuyor işte. O zaman dondurucumda yatmam gerekir ve bizim de yalnızca buzdolabının üzerinde küçük bir dondurucumuz var”.

Hayatın anlamı, sevgi, yalnızlık, yaşlılık ve ölüm konuları etrafında dönen bir hikaye. Mathea, kendini ve etrafındaki her şeyi sorgularken, kendi içinde kaybolan bir karakter. Onun hissettiklerini ve düşündüklerini okurken, kendimizden bir şeyler bulmamamız elde değil.

”İnsanın bir şeyle uğraştığı için yalnız olmadığını düşünmek tümüyle kendini kandırmak, ama en önemlisi hiç kimsenin yalnız olduğunu düşünmemesi”.

Hepimiz birazcık da hayatın içinde kaybolmamak, kendimizden ve gerçeklerden kaçmak ve yalnız olmadığımızı göstermek veya ispatlamak  için bir şeylerle uğraşıp, çırpınmıyor muyuz?

Oysa doğduğumuz günden, ölene kadar hep yalnızız ve bunu hiçbir etkinlik, hiçbir kalabalık değiştirmiyor, değiştiremez 🙁 Ve ”hepimiz sadece bir an yaşıyoruz”.

Şu cümleye ne dersiniz: ”İşe yarar bir şeylere kafa yormaya çalışıyorum, şimdi bana anlamlı gelen tek şey son cümlemin ne olacağı oluyor”. İnsan ekleyebilecek bir şey bulamıyor.

Beni en çok hüzünlendirerek gülümseten cümle şu oldu: ”Bütün eşyalarımızın başına neler geleceğini merak ediyorum. Her halde atarlar ve onların içindeki bütün anılar da atılmış olur” 🙁

Ben de son zamanlarda sık sık kitaplarıma, yazılarıma, resimlerime ve goblenlerime bakarak, bu sorunun cevabını arıyorum. Neticede hepimiz birazcık ölümden ve ölümden sonra olacaklardan korkuyoruz 🙁

Son bir alıntı daha: ” Artık hiçbir şeyden emin değilim. Daha düşüncemi bitirmeden vazgeçiyorum. Yeniden korkak ve dilsiz oldum. Dün bir şey sorulunca yanıt vermiştim tamam, ama bunun verdiği duygu ne kadar sürebilir ki? En fazla bir gün. Yeryüzünde yaşadığın her mutlu an kederle ödenmek zorundadır” 🙁

Kısacası bu kitap bizi dipsiz bir kuyuda, çıkışı olmayan bir labirentte dolaşmaya davet ediyor. Mathea ile birlikte biz de, ”Giderek azalıyorum. Bunun sonu nereye varacak?” diye sorup duruyoruz. Sorunun cevabını bilmemize rağmen, sormaya da devam edeceğiz 🙂

Mutlaka okuyun derim.

 

 

Bu yazıyı beğendiniz mi? Yeni yazılarım mail adresinize gelsin!