‘’Yaşama bir gök taşı gibi girdim, ondan bir yıldız gibi çıkacağım…’’

XIX yüzyıl Fransız ve dünya öykücülüğü ele alındığında ilk akla gelen isim Guy de Maopassant olur 🙂

Şiirler, 6 roman ve birkaç gezi kitabı yazmış olmasına rağmen, o fazlasıyla gönül verdiği öyküleriyle anılmak ister ve anılır da zaten.

Doğduğu günden itibaren ve hayatının son gününe kadar onun hayatını en çok etkileyen ve şekillendiren kişi Flaubert’tir.

Çünkü Flaubert annesinin çocukluk arkadaşıdır ve onun her şeyiyle, ama özellikle de yazdıklarıyla yakınen ilgilenir 🙂

Maupassant 5Ağustos 1850 yılında Fransa’da doğmuş.

Babası borsa bankerliği ile uğraşan bir adammış. Annesi ise Normandya’nın yüksek  burjuva ailelerinden birine mensuptur.

Maupassant ilk gençlik yıllarını, babasından ayrılan annesinin yerleştiği bir tatil kasabası Etretat’da geçirir. Burada yüz yüze geldiği Normandya’nın muhteşem doğası ve insanları, ileride tüm yapıtlarının çekirdeğini oluşturacaklardır.

13 yaşında Yvetot kasabasındaki din bilim seminerlerine yazdırılsa da, boyun eğmez kişiliğinden ötürü seminerlerden uzaklaştırılır.

Zaten Maaupassant’ın dine karşı tutumu hayatının sonuna kadar olumsuz ve saldırgandır.

Ona göre, hep acının hüküm sürdüğü bir dünyada Tanrı düşüncesine bel bağlamak düpedüz bir sahtekarlıktır.

Lise yıllarında yakın arkadaşı Lois Bouilhet’in özendirmesiyle şiir yazmaya başlar.

Ama kendisiyle fazlasıyla ilgilenen ve yazı yazma tekniği üzerinde yol göstermeye çalışan Flaubert’in etkisiyle şiir ve tiyatrodan koparak, öykü türüne yönelir.

1870 yılında patlak veren Fransa- Prusya savaşına seyyar jandarma olarak askere alınır. Savaştan sonra da hayatını kazanmak için Denizcilik Bakanlığında memur olarak çalışmaya başlar.

Bu arada edebiyat çevreleriyle kurduğu ilişkilerini daha da pekiştirir ve edebiyatı kalıcı bir uğraşı olarak kafasına koyar.

O dönem popüler olan La Respublique’ de sürekli öyküleri yayımlanır.

1878’de Milli Eğitim Bakanlığına geçer, ama 1880’de Yağ tulumu öyküsü onu birdenbire üne kavuşturur ve Maupassant memurluk hayatını bırakır.

1881’de  Madam Tellieri’nin evi adlı öyküsü eleştirmenlerin ve özellikle de Flaubert’in övgülerini kazanır.

1880-1891 yılları arasında toplam 300’ün üstünde öykü, şiir, birkaç gezi kitabı ve 6 roman yazar.

Para, ün ve başarı sahibi olur. Bu başarı kısa zamanda onu yüksek sosyete yaşantısının kapılarını açar. Ama bu da çelişkili ve parçalanmış kişiliği onu ağır sinir bunalımıyla yüz yüze getirir.

1883’te Bir yaşam adlı romanı büyük başarı kazanır.

Flaobert’ın ‘’Madam Bovary’sinin bir benzeri olarak görülen bu roman, Normandya bölgesindeki bir başka Emma’nın aldatılış ve yansımalarla dolu serivenini anlatır.

1885’te yayımlanan Güzel Dost (Bel Ami) adlı romanıyla Moupassant, yazarlığındaki gözlemcilik gücünü bir kez daha kanıtlar. Konu olarak Paris’in basın çevresini ve gazeteler arasındaki sonu gelmez çekişmeyi alan Maupassant, romanda kendilerini bulduklarını ieri süren bazı kişilerin şimşeklerini üzerine çeker.

1884’ten itibaren sağlığı gitgide bozulmaya başlar. Aşırı dozda kullandığı uyuşturucu ilaçlar da bu süreci daha da hızlandırır.

1887’de yayımlanan  Le Horla adlı öyküde kimi edebiyat tarihçileri bu delilik sürecinin bir başlangıcı görürken, kimileriyse bu kadar çok sanat değeri taşıyan bir yapıtın, deliren bir insanın elinden çıkamayacağını ileri sürerler.

Maupassant ölüm konusunu gittikçe daha çok kafasına takmaya başlar ve kendini yalnızlığın kollarına kendini bırakır.

Şair bir arkadaşına yazdığı bir mektupta, içinde bulunduğu ruhsal durumu çok net ortaya koyar:

‘’Uzun süre sürünmeyeceğim. Yaşamak istemiyorum. Yaşama bir galaksi gibi girdim, ondan bir yıldırım gibi çıkacağım!’’

1Ocak 1892’de annesiyle birlikte Nice’ye gider. Bir akşam yemeyi sonrası, tek başına gittiği Cannes’te bir otel odasında kitap açacağıyla canına kıymak istese de, başaramaz.

Ama bu intihar girişiminden sonra Doktor Blanche’ın Paris’teki sağlık evine kaldırılır ve orada kendine gelemeden 6 Temmuz 1893 yılında, yani 43 yaşında ölür.

Moupassant’ı dünya edebiyatı düzeyinde usta bir öykücü katına yükselten niteliklerin başında ele alıp, işlediği konuların sınırsız çeşitliliğidir.

Benim Moupassant’ın edebiyatla ilgili söylediği çok sevdiğim bir cümlesi vardır. O cümleyle bu yazıyı noktalamak istiyorum:

‘’Edebiyatın her zaman, her türlü okul, akım, öğreti gibi ortaklıklardan uzak durması gerekiyor…’’

 

Bu yazıyı beğendiniz mi? Yeni yazılarım mail adresinize gelsin!