”İnsan yenilmek için yaratılmadı”

Bu kitabı ilk defa ortaokulda okumuştum. Yaz tatiliydi. Köyde, anneannem ve dedemin yanındaydım. Diğer çocuklar sokakta bağıra çağıra oyun oynarken, ben bir köşeye saklanıp kitap okudum 🙂

O günlerde hayatımdaki en yaşlı adam dedemdi ( 60 yaş civarı). Nedense kitaptaki yaşı balıkçıyı dedemle özdeştirmiştim. Bir kitaba bakıyordum, bir dedeme bakıyordum. Ağladıkça da ağlıyordum. Anneannem ağlamama kızıyor, dedem ise merak ediyor ama soru sormuyordu. Kitabı bitirince gidip ona anlatacağımı ve bir sürü soru soracağımı biliyordu. Çünkü hep öyle yapardım 🙂

Ama bu defa kitabı bitirince, ahıra kapanıp hüngür hüngür ağlamıştım. Atlar ve inekler de bana garip garip bakmışlardı.

Denize yenildikten sonra yaşlı adamın ölü gibi yatağında yatması beni çok korkutmuştu. Denize yenilmenin sonusu ölüm gibi gelmişti 🙁

Saklandığım yerden beni çıkaran anneanneme, ”Dedem ölmeyecek değil mi?” diye salya sümük içinde sormuştum.

”Olur mu öyle şey. Senin dedem daha çook uzun yaşayacak” demişti gülerek. (Öyle de oldu. Dedem öldüğünde 95 yaşındaydı)

Akşam dedem eve gelince uzun uzun kitabı konuştuk. Bir insanın denizle savaşı kaybetmesi normal ve doğal bir şey olduğunu, ama bu savaşı kaybetmesi, yenilmesi anlamına gelmediğini anlatmıştı bana dedem. O da Hemingway’ın, ”insan yenilmek için yaratılmadı” sözüne sonuna kadar katılıyordu.

İşte yıllar sonra ”Yaşlı adam ve deniz” kitabını tekrar okumak bana bunları hatırlattı 🙂

Bu defa ağlayarak değil, gülümseyerek okudum kitabı ve bu defa, ”Denize bakarak yalnızlığını bir kez daha hissetti” cümlesi kalbimi sıkıştırmadı. Artık, ”Büyük denizler bizim hem dostumuz, hem de düşmanımız” olduğunu biliyordum ve orada hiç kimsenin yalnız kalamayacağından da emindim 🙂

”Yaşlı adam ve deniz” aslında  kazanmanın ve kaybetmenin bir senfonisidir. Muhteşem ötesine bir senfoni hem de. Bir insanın doğaya ve kendine karşı verdiği bir savaşta, hissettiği, düşündüğü ve yaptığı her şey önümüze öyle güzel seriliyor ki, içine girip yaşamamak imkansız.

Hiçbir şeyi olmayan bir insanın, umudu sayeside nasıl ayakta kalabileceğini görünce de,  hayatta hiç bir zaman kesin bir yenilginin söz konusu olmadığını hatırlamak inanılmaz mutlu ediyor.

Yaşlı Santiago’nun şu sözleri okuyana ilaç gibi geliyor: ”Güneşin her doğuşu yepyeni ayrı bir gün getirir. Talihim bugün yaver gidiverir bakarsın. Ben işimi eksiksiz yapayım da, kısmet geldiğinde beni aradığı yerde bulsun”.

Bu kitapla ilgili söylenecek çok şey var. Ama ben burada yazımı bitirmeyi tercih ediyorum.

Okumadıysanız mutlaka okuyun. Okuduysanız da bir daha okuyun 🙂

 

Bu yazıyı beğendiniz mi? Yeni yazılarım mail adresinize gelsin!