”Evrenin merkezi, garip bir bağlantı noktası Meru. Öyle ki cennet, cehennem ve gökyüzü hepsi aynı noktada bir araya gelmiş”

Gerçek bir hikayeden yola çıkılarak, yapılan muhteşem bir belgesel 🙂

Meru, tırmanılması imkansız olmasıyla ünlü, kutsal bir dağ. Kutup yıldızın altında, evrenin merkezinde bulunduğuna ve dünyanın merkezi oluşturduğuna inanılır Hint mitolojisinde. Dağın kolları dünyanın en kutsal nehirlerinden biri olan Ganj’ı beslemektedir. Tepesinde ise tanrıların başı olan İnra’nın oturduğu, yamaçlarında da diğer 33 tanrının oturduğuna inanılır.

Yani Meru dağına tırmanmak bütün bu tanrılara meydan okumak, onları yenmeye niyetlenmektir bir anlamda 🙂

O yüzden bu tırmanış usta dağcıların sınavıdır. Bir çok dağcı denemiş, ama başarılı olamamıştır.

Meru’da çok zor ve karmaşık bir tırmanış söz konusudur. Zorluğu Köpek balığı yüzgecinden kaynaklanmaktadır. Çünkü Köpek balığı yüzgeci adı verilen şey çok yüksekte, 6000 metre civarından sonra uzanan, muhteşem ve kusursuz dev bir jilete benzeyen granittir. 450 metrelik granit.

Fırtınalara, her türlü olumsuzluklara rağmen, Köpek balığı yüzgecine kadar tırmanmak kolay. Ama ondan sonrası ölümle hayat arsında dans etmek gibi adeta.

Böylesi bir tırmanışta partnerler birbirine yüzde yüz güvenmek zorunda.

Bu tırmanışı  güzel, eğlenceli ve heyecanlı kılan da Conrad Anker’in öncülüğünde, Renan Öztürk ve Jimy Chi’den oluşan takımın ölümüne birbirine güvenmesidir.

Öyle ki, kabul edilebilir ve kabul edilemeyen riskler arasında bocalarken, ne olursa olsun verilen karara itaat ediyorlar. Böyle yaparak da hayatta kalmayı başarabiliyorlar ilk tırmanış denemesinde 🙂

17 gün tırmandıktan sonra, zirvenin tam altındayken dönmeye karar verdiklerinde, donmuş el ve ayaklarına rağmen, tekrar ne zaman gelip, tırmanacaklarını hesaplıyorlar kafalarında.

Bütün aksiliklere, kazalara ve engellere rağmen 3 yıl sonra tekrar tırmanmaya karar veriyorlar. Ölümü göze alarak, ölümüne tırmanıyorlar. Ve başarıyorlar 🙂

Ben bu tarz filmlerde anlatılan hikayeyle birlikte, o büyüleyici manzaralar ve onları destekleyen müziklerin de çok önemli olduğunu düşünürüm.

Burada çekimler, müzik, her şey muhteşem 🙂

Film bittikten sonra ben kendimi bir anda Meru dağın tepesine buldum. Tanrıya el sallarken ve aşağıya doğru bakarken ölümle, hayatı sorguladım. Onların yan yana ve iç içe olduğunu, hatta aynı şey olduğunu hissettim.

Seyretmediyseniz, mutlaka seyredin derim 🙂

 

 

 

Bu yazıyı beğendiniz mi? Yeni yazılarım mail adresinize gelsin!