”Kalabalık onun acısını fark etmeden akıp gitmektedir. Acısı korkunçtur, sınırsızdır”

Ben kendimi bildim bileli Çehov’a hayranım. Öykü konusunda belki de ilk hocam, ilk üstadımdır.

Neticede Rus edebiyatıyla büyüdüm ve Rus edebiyatı sayesinde yazmaya başladım 🙂

Sevdiğim bir çok yazarın arasında, Çehov’un yeri hep ayrı kaldı benim için.

Sürprizlerle dolu, kocaman bir hazine kutusu gibidir onun yazdıkları. O kutuyu her açtığımda, yeni bir şeyler öğrendim. Ölene kadar da öğrenmeye devam edeceğim.

”Entipüften bir Adam” da 1885-1886 yıllarında yazılmış öyküleri yer alıyor. Tarzıyla, diliyle, konuları işleyiş biçimiyle ilgili ahkam kesmeye hiç niyetim yok. Çünkü yazmış olduğu her şey beni büyülüyor 🙂

Tek bir cümlesi bile beni alıp, bir yerlere götürüyor ve düşündürdükçe düşündürüyor. Bir kaç örnek vereyim…

=”Havada ne bir ses, ne bir kıpırtı. Doğa baştan başa Tanrı’nın ve insanların başıboş bıraktığı bir çiftliğe benziyor”.

=”Fırında, fırın bacasında, duvarların arkasında sanki birileri ağlıyordu”.

=”Çevrede gerçek bir mezar sessizliği vardı, bir ölü durgunluğu kaplamıştı her yeri”.

En son da gülümseten bir örnek vereyim: ”Hangi kadehten içerse içsin ne fark eder. İş sarhoş olmada”

Bu kitapta en çok şu öyküyü eğendim demeyeceğim. Çünkü hepsini beğendim.

Ben kitap okurken, beğendiğim yerleri kırmızı kurşun kalemle çizerim. Bu kitabı epey renklendirdim.

Yazımın başında da söylediğim gibi, ben kendimi bildim bileli Çehov’a hayranım. Hatta asırlardır sırılsıklam aşık olduğumu söylersem, abartmamış olurum 🙂

Bunu itiraf ettikten sonra ekleyebileceğim bir şey kalmadı. Durum ortada 🙂 🙂 🙂

Okuyun derim. Her zaman, her yerde Çehov okuyun.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Yeni yazılarım mail adresinize gelsin!