Rus edebiyatının önde gelen öykü ve oyun yazarı 29 Ocak 1860 yılında, Azak denizi yakınlarındaki Taganrog kasabasında dünyaya gelmiş.

Dedesi toprağa bağlı köle olarak çalışırken, birikim yapma ve ailesini kölelikten kurtarma şansını elde edip, mülk sahibi olmuş.

Ancak babası dededen kalan bu birikimle ticarete atılıp, tecrübesizliğinden dolayı da başarılı olamamış. Sert mizaçlı, dine düşkün, baskıcı ve otoriter bir adammış…

Çehov eğitimine bölgede bulunan bir Rum okulunda başlamış.

Daha o yıllarda kaleme aldığı güldürü öyküleri ve taklit yeteneği ile etrafındaki herkesin sempatisini kazanmaya başlamış.

Bu yönünü iyi bir hikaye anlatıcısı olarak bilinen, şefkatli ve ince ruhlu bir kadın olan annesinden almıştır.

Çehov ilk yazılarını 13 yaşında, iki abisi ile birlikte çıkardığı amatör mizah dergisinde yayımlamaya başlamıştır. Abisinin ona taktığı ‘’kekeme’’ lakabını da dergide imza olarak kullanmıştır 🙂

Kekemelik terim olarak Çehov’un yapıtlarında, özellikle de oyunlarında yer alan kişiler arasındaki iletişimsizliği, söylenmek istenenin bir türlü dile getirilemeyişini tanımlamak için kullanır.

1876 yılında babasını iflas eder ve aile Moskova’ya taşınır. Ama Çehov liseyi bitirene kadar Taganrog’da kalır. Ailesine maddi destek sağlamak için de bir dergide mizah yazıları, skeçler ve kısa öyküleri yazar.

1880 yılında mizahi üslubun yanı sıra toplumcu eleştirel tavrı da kendini göstermeye başlamış.

15 yaşındayken hastalanan Çehov, lisedeki doktoruyla sohbetlerinden sonra, doktor olmaya karar verir. Liseyi bitirir bitirmez ailesinin yanına gider ve Moskova Üniversitesi’nde tıp eğitimi almaya başlar.

Üniversitede okurken de para kazanabilmek için ‘’Antoşa Çekonte’’ takma adıyla öyküler yazmaya devam eder.

Tıp fakültesinden mezun olduktan sonra da bir taşra kasabasında, bir doktorum asistanlığını yapmaya başlar.

Doktorluk mesleğinde ilerlerken, yazarlığı bir hobi, para kazanmak için ikinci bir iş olarak görmüş.

Ancak 1886 yılında, Grigoreviç adlı bir okurundan aldığı bir mektup, onun hayatının kökten değiştirmesine sebep olur 🙂

O mektupta Çehov’u derinden sarsan satırlar şunlarmış: ‘’Siz inanıyorum ki, hayranlık uyandıracak usta işi yapıtlar yazabileceksiniz. Bu umutları yerine getirmezseniz, büyük bir günaha girmiş olursunuz’’.

Böylece Çehov yazarlığı daha ciddiye almaya karar vermiş ve öykülerinin yanı sıra tiyatro oyunları da yazmaya başlamış.

‘’İvanov’’ adındaki ilk oyunu, mizah yazarı olarak tanınan Çehov’dan beklenen üsluba uygun bulunmamış ve büyük eleştiriler toplamış.

Arkasından ‘’Ayı’’adlı kısa bir oyun yazmış ve büyük bir beğeni toplamış.

‘’İvanov’’ oyunu ise iki yıl sonra Petersburg tiyatrosunda sahnelenmiş ve büyük bir başarı kazanmış.

Bu arada talihsizlikler Çehov’un peşini bırakmamış 🙁

Abisi Nikolay veremden ölmesi onu derinden sarsar. Bir süre sonra aynı hastalığın kendisinde de başlaması yaşantısını olumsuz etkilemeye başlar.

‘’Martı’’ adlı oyununda, Nina rolünü oynayan Vera’ya aşık olur, ama bu aşk acı bir şekilde sona erer. Ayrıca oyun ilk sahnelendiğinde beğenilmez.

1987 yılında Çehov ‘’Vanya Dayı’’ adlı oyunu yazarken, Vera’nın ani ölümü onu çok sarsar ve hastalığın ilerlemesine sebep olur.

Yaşadığı olumsuzluklardan uzaklaşmak ve tedavi olmak için yurt dışına çıkar.

1898 yılında kurulan Moskova Sanat Tiyatro’sunda ‘’Martı’’ oyunu yeniden sahnelenir ve büyük bir başarı elde edilir. Bu başarı Çehov’un ününe ün katar.

Oyunda Nina rolünü oynayan Olga Knipper’ e aşık olur.

1890 yılında yazdığı ‘’Üç kız kardeş’’ adlı oyununu 1901’de sahnelenir. İlk temsilden sonra, bu oyunda Maşa rolünü oynayan Olga ile evlenir.

1904 yılında ‘’Vişne Bahçesi’’ oyunu, Çehov’un sanatında ulaştığı doruk noktası olarak kabul edilir.

Oyun çok büyük bir başarı kazanır, ama Çehov’un hastalığı onu zorlamaya başlar.

Eşiyle birlikte Almanya’ya tedavi olmak için gider ve 1904 yılında, henüz 44 yaşındayken hayata veda eder.

 

 

 

Bu yazıyı beğendiniz mi? Yeni yazılarım mail adresinize gelsin!